Babuna’nın annesi Adnan Oktar’ı anlattı
Cevat Babuna ile nasıl tanıştınız?
- 1960’ların Türkiye’si. Ailemin bir tek kızıyım. Üzerime titreyen bir aile. Liseyi yeni bitirmişim. Pek çok isteyenim var. Reddediyorum. Sonra, yakın bir akrabamız vasıtasıyla Cevat’la tanışıyorum. Altı ay nişanlı kaldıktan sonra da evleniyorum.
Görücü usulü yani…
- Görünüşte öyle ama hemen aşık oluyorum. Cevat, ABD’den yeni dönmüş. İhtisasını Chicago’da tamamlamış fevkalade yakışıklı bir doktor. 46 yıldır evliyiz. Birbirimize çok bağlıyız.
Planlarınızın arasında, 5 çocuk yapmak var mıydı?
- Tabii, tabii. İkimiz de bunu, özellikle istedik. 5 çocuğumu da, bilerek ve isteyerek doğurdum. Kalabalık ve neşeli bir aileydik. Evde bakıcılar, yardımcılar, annem, kayınvalidem, kayınpederim. Beni büyüten nenem de bizimleydi. Yazları Erenköy’de, kışları Nişantaşı’nda yaşardık. Çocuklar da, bu ortamda yetiştiler.
Nasıl bir annesiniz?
- Müşfik, çocuklarına bağlı ve şefkatli. Sürekli çocuklarını şapur şupur öpen, sarılan anneler vardır ya, onlardan değildim ama çok ilgiliydim. Bütün tahsilleri boyunca, evde bir sürü yardımcı olduğu halde, kahvaltılarını hep kendim hazırladım. Okuldan döndükten sonra da, onları kapıda karşıladım. Hayatım, eşim ve çocuklarımın etrafında döndü.
Çocukların okulla sorunları oldu mu?
- Hiç. Büyük kızım Ceyda, Üsküdar Amerikan Kız Koleji mezunu, sonra iktisat okudu. İki numara Oktar, Alman Lisesi ve Çapa Tıp Fakültesi mezunu, ihtisasını New York Üniversitesi’nde yaptı. Üç numara Hüma da abisi gibi Alman Lisesi’nde okudu, İstanbul İktisat mezunu. Dört numara Nişantaşı Kız Lisesi’ni bitirdi, o da İktisat Fakültesi mezunudur. Beş numara Eda, Notre Dame de Sion mezunu, Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler’e girdi. Çocuklarım, son derece iyi okudular…
Mesafeli bir ilişkiniz mi var çocuklarınızla? Size, siz diye mi hitap ederler?
- Yok canım, sen derler. Bana da, babaya da pek düşkündürler. Öyleydiler yani.
Sırlarını kime gelip anlatırlardı?
- Daha çok bana. Çok yakındım çocuklarımla.
Gözünüzün önünden gitmeyen kareler…
- Nişantaşı’nda Valikonağı’ndaki evde, hep birlikte sofraya oturuyoruz. Holde kocaman bir masamız vardı, uzun bir masa, maaile yemek yiyoruz, her kafadan bir ses çıkıyor, birkaç jenerasyon bir arada. Müthiş bir şeydir kalabalık aile. Bir de sabahları 5 çocuk okula gidiyor, hepsinin okulu ayrı saatlerde. Teker teker onlar kalkmadan, kıyafetlerini, formalarını, üşümesinler diye yataklarının üzerlerine diziyorum. Kahvaltılarını hazırlıyorum, karşılarına oturuyorum. Servisleri gelince, çocuklarımı teker teker kapıdan uğurluyorum. Bizi üzmeye başladıkları ana kadar, çok mutlu bir aileydik.
HER ŞEY 13 YIL ÖNCE BAŞLADI
Sorunlar ne zaman başladı?
- 13 yıl önce. Bizim dört numara Tuğba, Adnan Hocacılar diye tabir edilen insanlarla görüşmeye başladı. Başta ciddiye almadık. Geçici bir şey zannettik. Fakat sonra baktık ki, öyle değil. Durum ciddi. Önce gündüzleri birkaç saat kayboluyordu, sonra geceleri de gelmemeye başladı. Derken evi de terk etti, mürit oldu.
Diğer dört kardeş, nasıl tavır alıyordu?
- Oktar başta, Tuğba’nın tamamen saçmaladığını düşünüyordu. Hatta dalga geçiyordu. Diğerleri de fevkalade karşıydı, Tuğba’ya cephe aldılar. Ama Tuğba, zaman içinde hepsini Adnan Hoca’nın yanına götürdü.
Hepsini mi?
- Hepsini! Yıllar içinde 5 çocuğum, sonra da iki torunum onlara katıldı. Zincirleme oldu. Birbirlerine tesir ettiler. Toplu paranoya gibi. Hüma, ABD’de Georgetown’da okuyordu, kocasına çok aşıktı. Dört günlüğüne geldi. Sadece dört gün. Geliş o geliş. Tuğba, onu da Adnan Hoca’ya tanıştırdı. Dört gün içinde, o yanıp tutuştuğu kocasını boşayıverdi. Bitti. Bir daha Amerika’ya dönmedi. Herkes şaştı kaldı. Mani olamadık. Sonra Eda’yı aldılar. Bilgi Üniversitesi’nde okuyordu, en küçük kızımız. Okulu da bıraktırdılar…
Bu arada çocuklarınızı geri kazanmak için ne yapıyorsunuz?
- Elimizden ne geldiyse yaptık. Anlattık: Bu kadar iyi eğitim aldınız, mesleğinizi yapmanız lazım, çalışmanız lazım, aile kurmanız lazım… Yalvardık ama dinletemedik.
Ne diyorlardı?
- Ne diyecekler? Onlara göre İsa mesih, Adnan Oktar da mehdi. İkisi ele ele verip, bütün dünyaya hakim olacaklar. Çocuklarımız buna inandılar.
NEREDE YAŞADIKLARINI BİLE BİLMİYORUM
Bu çocuklar bunca yıldır nerede yaşıyor?
- Bilmiyorum.
Nasıl yani?
- Bilmiyorum işte. Soruyorum, Tedbiren söyleyemeyiz! diyorlar. Sadece 18 yaşındaki küçük torunumla oğlum Oktar, alt katımızda yaşıyorlar. Kızlarımın nerede yaşadığını 13 yıldır bilmiyorum.
Bari dört kız kardeş, birlikte mi yaşıyorlarmış?
- Hayır. Onlar için aile, kardeş ya da evlat önemli değil. Böyle kavramlar yok. Bir arada değiller, yabancılarla yaşıyorlar. 20 yaşındaki torunum bile annesiyle değil. Kendinden 15 yaş büyük bir adamla kalıyor.
Hiç mi hafiyelik yapmaya kalkmadınız? Çocuklarınızın peşine düşmediniz?
- Yaptık. Yapmaz mıyız? Hiçbir netice elde edemedik. Çünkü evler devamlı değişiyordu. Onlar lütfederse, görüşebiliyorduk. Yanlarında bir yabancıyla eve geliyorlardı.
Anlamadım...
- Kızlarımdan biri eve geliyor değil mi? Yanında tanımadığım iki kızla birlikte geliyor. Bu toplulukta hiçbir çocuk, annesi babasını yalnız başına göremez. Belli mi olur belki etki altında filan kalır. Yanında hep birileri olacak. Yemek masasına bile o yabancı birileriyle birlikte oturulur. Banyoya bile gitse yanındadırlar. Ve Adnan Oktar hakkında kötü bir laf etmeye kalkışırsanız, apar topar çocuklarınız evi terk eder. Zaten bu mahkeme yüzünden de, son altı aydır çocuklarımızla görüşmedik. Bize yaptıkları tehdit şu: Bizi görmek istiyorsanız, Bilim Araştırma Vakfı ve Adnan Oktar hakkında, tek bir kötü söz etmeyeceksiniz. Edersiniz, bizi hayatınızın sonuna kadar unutmak zorunda kalırsınız…
Peki oğlunuz alt katınızda oturuyor, onunla görüşebiliyor musunuz?
- Evet ama ilişkimiz çok resmi. Oğlumuza biz bakıyoruz. Beyin cerrahı olmasına rağmen çalışmıyor. Muayenehane açalım, mesleğine geri dön diyoruz, kabul etmiyor. Daha önemli vazifeleri varmış…
Neymiş onlar?
- Dünyanın her tarafında Adnan Oktar için konferanslar veriyor. Yaratılış ve evrim teorisini anlatıyor…
Biz bakıyoruz derken, harçlık mı veriyorsunuz?
- Yurtdışına giderken, hayır. Bulunduğu yer gönderiyor. Ama onun dışında, bütün ev ihtiyaçlarını, giyeceklerini, yemeğini, telefon paralarına kadar aklınıza gelen her şeyini biz karşılıyoruz.
Biraz tuhaf değil mi, oğlunuz 43 yaşında…
- Öyle söylemeyin. Oğlum, bir mucize eseri hayatta. Çok ağır hastalıktan kurtuldu. Tanrı onu bana bağışladı. Elimde değil…
Adnan Oktar, belli ki oğlunuzun alt katta oturmasına ses çıkarmıyor, kızlarınızdan ne istiyor?
- Bilmiyorum. Onları bizden mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalışıyor.
Peki torunlarınız gideli ne kadar oldu?
- Birkaç yıl. Onları da tek başlarına göremiyorum. Yatıya kalamıyorlar. Ziyarete geldiklerinde yanlarında hep birileri oluyor.
Torunlarınızın annesinin için rahat mı?
- Büyük kızım, iktisat profesörü ve milletvekili Tevfik Ertüzün’le evliydi. Damadım ve kızım, kardeşlerini kurtarabilmek için çok uğraştı. Olmadı. Başaramadılar. Sonra Tevfik, bence şaibeli bir araba kazasında rahmetli oldu. Kızım, iki oğluyla kalakaldı. Bize sığındı. Çok yumuşak, melek gibi bir kızdır. Bir de şimdi görün onu. Yüz çizgileri sertleşti, bambaşka biri haline geldi. Maalesef onu da içlerine aldılar, oğullarıyla birlikte. Ama bir gün kurtulacaklarına inanıyorum. Kendilerini sorgulayacaklar ve gerçeği bulacaklar. Bunu başaranlar var. Onlar gruptan çıkıyor. Evleniyorlar, iş kuruyorlar, hayata geri dönüyorlar…
Kurtulanlar, o dönemi nasıl tanımlıyorlar?
- Kabus diye, Uyandım ama onlarca senem boşa gitti… diye anlatıyorlar.
Peki siz nasıl açıklıyorsunuz bu durumu?
- Açıklayamıyorum. Bu çocuklar, benim bildiğim çocuklarım değil. Bambaşka bir karaktere büründüler. Sanki içleri boşaltılmış gibi. Gözleri donuk. Robot gibi.
Kendi yollarını, kendi iradeleriyle çizmiş olamazlar mı?
- Hayır, bence olamazlar. Tamamen bir beyin yıkama faaliyeti. Hipnoz mudur, metapsişik bir şey midir, çözebilmiş değilim.
Peki talep etsem benimle konuşurlar mı?
- Deli misiniz, tabii ki konuşurlar. Emin olun, karşınızda son derece düzgün, eğitimli, kibar ve zeki çocuklar görürsünüz. Şöyle diyeceklerdir: Ne alakası var? Tabii ki kendi isteğimizle buradayız. Biz yaşını başına almış insanlarız, kendi kararlarımızı kendimiz verebiliriz! Hatta daha da ileri gidip, anneleri babalarını olmayacak şeylerle suçlayacaklardır.
Peki dersem ki, aileniz neden sizi yalnız göremiyor, neden nerede yaşadığınızı bilmiyorlar. Ne cevap verecekler?
- Yok efendim böyle bir şey! diyecekler. Annemizin, babamızın, ne yazık ki akli dengesi yerinde değil bile diyebilirler.
Yarabbi diyorum bu bir korkulu rüya elbet uyanacağız
Hálá çocuklarınızı kazanacağınızı söylüyorsunuz. Bunu nasıl yapacaksınız?
- İnşallah sonunda kazanacağız. Onlara tekrar kavuşacağım. Umuyorum. Elimizden geleni yapıyoruz. Kendilerini sorgulayacaklar. Akıllanacaklar. Annemize babamıza ne yapıyoruz? diyecekler.
Bu son olay üzerine diğer çocuklarınızla görüştünüz mü?
- Hayır, hiçbiriyle görüşmedim. Çünkü son zamanlarda, bizim, diğer ailelerle birleştiğimizi, bir araya geldiğimizi hissediyorlardı. Bir duvar gibi birlikteyiz artık ailelerle, bu yolda beraberiz. Ankara’ya gidişlerim oldu, bazı görüşmeler yaptım. Bazı şeyleri maalesef duyuyorlar. Son olarak kızlarım, Böyle yaparsan, bizi kaybedersin diye rest çektiler. Zaten altı aydır eve uğramıyorlardı. Aleyhimize birtakım şeyler yapıyorsun, bunu duyduk. Mahkemeye çıkacakmışsın, Ankara’da bazı insanlarla görüşmüşsün. Ya vazgeç ya da bir daha bizi göremezsin. Sizden çok memnunum diye bir kağıt yazarsam beni affedeceklermiş…
Ne demek o?
- BAV topluluğundan çok memnunum. Hiçbir şikayetim yoktur diye bir kağıt imzalamamı istiyorlar.
Annelerin, babaların bir araya gelmesinden neden bu kadar rahatsızlar?
- Çünkü yeniden BAV’a ve Adnan Oktar’a karşı bir hareket başlıyor. Yıllarca kimseyi bize tanıştırmadılar. Evimize arkadaşlarını getirdiler, isimleri farklı söylediler. Hakiki soyadlarını asla söylemediler. Kimin kızı dersin, cevap vermez. Çünkü ailesiyle temasa geçmenden korkuyor. Ama işte sonunda aileler bir araya geldik.
Daha önce de aileler bir araya geldi bir sonuç alınamadı. Herkes şikayetlerini geri çekti…
- Doğru, orada bir hata yaptık. Daha doğrusu, hepimiz aldatıldık. Adnan Oktar nişanlandı, artık evleniyor dendi. Çocuklar evlerine dönüyor. Bu adam, artık evlatlarımızı rahat bırakıyor. Bundan sonra hayat normale dönecek. Evlenecekler, iş hayatına atılacaklar. Madem öyle dedik, çocuklarımız ceza görmesinler diye dilekçelerimizi geri aldık. Ama bu sefer kararlıyız. Sonuna kadar gideceğiz. Nasıl bir derttir bu. Allah kimseye vermesin. Bazen, Yarabbi diyorum, Bu bir korkulu rüya, elbet uyanacağız…
Baba Prof. Cevat Babuna
Ben hekimim, profesörüm, beyin fonksiyonlarını çok iyi bilen biriyim. Ama bu olan biteni açıklayamıyorum. Bu meseleyi, fizik bir metotla izah etmek, zaten mümkün değil. Ekstradan bir şeyler oluyor orada. Bir metafizik olay var ama ne? Bu adam nasıl bütün bu çocukları kendine itaat ettiriyor? İşte bunu kimse çözemiyor…
Bunlar zayıf çocuklar değil. Aksine çok kuvvetli, zeki çocuklar. Ve iyi eğitimliler. Peki nasıl olabilir? Nasıl bu kadar bir başkasının etkisinde kalabilirler? Tuğba mesela, bizim dört numara, organizasyonun bütün işlerini yürüten kişiymiş. Devletle filan ilişkileri var. Yok canım dedim ben önce. Ama bir baktım, kızımı tanımayan parti başkanı yok. Deniz Baykal’ın bir gün Dedeman’da konuşması var, ben de oturumun başkanıydım. İlk defa karşılaşıyoruz, bana Tuğba nasıl? diye sordu. Süleyman Demirel’le karşılaşıyorum, Tuğba n’apıyor? diyor. Hepsiyle irtibatı var, bu nasıl oluyor?
O GÜN MAHKEMEDE O SÖZÜ SÖYLEYEN BENİM OĞLUM DEĞİLDİ, ROBOT GİBİ
43 yaşında beyin cerrahı oğlunuz, nasıl oldu da sizin için, Bahçıvanın geri zekalı oğluna cinsel tacizde bulundu annem diyebildi?
- Bunu söyleyen adamın, benim çocuğum Oktar’la hiçbir alakası yok. Oktar, ahlakı düzgün sevecen bir çocuktur. O gün mahkemede konuşan başka biriydi. Yandan gördüm. O yüzü tanımıyorum. Oğlum Oktar’ın yüzü değil. Benim de aklım almıyor. Onlara söyleneni yapıyorlar. Robot gibi. Koşulsuz itaat ediyorlar. Ama ben, beni assalar, vursalar ya da öldürseler, asla annem-babam hakkında böyle şeyler söylemem. Bu yüzden neler olduğunu açıklayamıyorum.
Ne hissettiniz?
- Şoke oldum. Kahroldum. Bir annenin yaşayabileceği en büyük acı. Atamazsın, satamazsın. Evladım o benim. O günden beri telefonlarımız susmuyor. Bütün Türkiye durumun vahametini gördü. Oğlum çok ağır bir hastalıktan kalktı. Bir mucize eseri, Allah onu bana bağışladı. Birilerinin sıkıştırmaları yüzünden strese girip hastalığı nüksederse, yemin ederim bunun hesabını sorarım…
Bunlarda her tür numara var. Karşılarındaki insanı yıldırmak için her şeyi yapıyorlar. Bir Ebru Şimşek, bir de Fatih Altaylı yılmadı. Öyle insanlar ki, 300 tane dava açıyorlar. Uğraş uğraşabilirsen. Bir davayı burada kazanıyorsun, bir bakıyorsun, başka bir mahkemede başka bir iftiradan dava açılmış. Bunlarda yalancı şahit de bol. Yalan fevkalade mübah bir olay. İnsanları çocuklarıyla karşı karşıya getiriyorlar. Annesine karşı yalancı şahitlik yaptırıyorlar mesela. Kız çıkıyor diyor ki mesela, ’Annem gruptan para istedi sizin hakkınızda şikayetçi olmayayım diye, para verilmeyince benim nerede olduğumu bilmediği konusunda şikayette bulundu’. Hakim anneye bakıyor, annenin kolunda Louis Vuitton filan var bu arada, yani belli ki kadının paraya filan ihtiyacı yok, ’Ne diyorsunuz?’ diyor. Anne hakime bakıyor, ’Ne diyebilirim Hakim Bey, o benim kızım’ diyor.
ANNEYİ SEVMEK ALLAH’A ŞİRK KOŞMAKMIŞ
Peki sizi öyle ağlarken, perişan vaziyette görünce etkilenmiyorlar mı? Onların annesisiniz…
- Ah, ah. Anneye babaya şefkat göstermek, ilgi yapmak, onların felsefesine göre Allah’a şirk koşmak. Evladına da sevgi göstermeyeceksin. Kızım Ceyda mesela, özellikle oğullarından uzak duruyor. Nadiren de olsa görüştüğümüzde usulen öpüşüyorum çocuklarımla. Asla eskiden olduğu gibi gerçekten, samimi kucaklaşamıyoruz. Aramızda hep bir duvar var.
Hiç kendi kendinizi sorguladığınız oluyor mu? Acaba, bir yerde hata mı yaptık? diye…
- Sorgulamaz olur muyum? Ne yaptık da, böyle oldu? diyorum. Yedi çocuk birden. Neden böyle bir girdabın içinde girdiler? Kendime bakıyorum, sorun bende mi diye, suç bulamıyorum. Düşünüyorum da, yapabileceğim her şeyi yaptım. Zaten kocamın psikiyatr arkadaşları da bana, Suçu kendinde arama, bu bir beyin yıkama faaliyeti diyorlar.
Sizce çocuklarınızda manevi bir boşluk mu söz konusu acaba?
- Ne alakası var? Orada çocukları günde 14 saat çalıştırıyorlar. Rahat değiller ki. Manevi boşluk doldurma filan söz konusu değil ki. Bilgisayar başında, gece yarılarına kadar kitap yazıyorlar. Sohbet edecek zamanları bile yok.
Peki sizin için maddi bir kayıp da söz konusu mu?
- Çocuklarımı kaybetmişim, maddiyatın lafı mı olur? Ama maddi kayıp da var. Bırakın çocuklarımızın üzerine yaptığımız dükkanları, şunları bunları… Rahmetli damadımdan torunlarıma kalan mülkler, evler, çiftlikler, milletvekili maaşı bile gitti. Vakfa devredildi.
Nereden biliyorsunuz devredildiğini?
- Hiçbiri ortada yok. Sahipleri değişmiş.
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=169220&comments=all
olcaytug demiş
ya daha anlamamakta bu kadar israr ediyonuzya:),,,birakin adnan oktarin hatalarini arastirmayi da siz de gec olmadan ona katilin:)sona pisman olursunuz. corumlu
olsaysiken demiş
olcaytug
insallah senin anan bacinda 3 YIL YIYEN SUCLU adnan oktarin cetesine girerler de turnike yaparlarken seyredersin
Munafik kopek!
mesut demiş
Harun ve Yahya A.S en cok kafirlerle ugrasan peygamberlerdir adnan oktarin ekip calismasida butun kafirlerle oldugu icin dir ki; bu baglamda kurulan bir seckin ekip calismasidir. Babuna gibi ne azili kafirleri munafiklari duzeltip halk arasina katan buyuk mucait olmustur turkiyede ve butun ulusta yahudiligin ve masonlugun makris ve daha acaip örümcek insanlarin kurduklari dipsiz kuyulardan ve tuzaklardan mahsum insanlari uzaklastiran bir ekip calismasi, memmuniyet duymaktan ve bu ekip calismasini taktir etmekten baska bisi dusunelemez bir olgudur. Bu baglamda insanligin aydinlanmasi davrimciligin yok olusu butun avrupayi sarsmaktadir Allahtan baska bir yol ariyan avrupa cokmustur. Ben AVUSTURYA VIYANA da yasayan biri olarak bunu cok net gormekteyim avrupa dinden uzak bir nesil ve Allah inancindan saptirilmis bir gencligin esiri durumundadir turk ulusu gelecegin altin cagi olan buyuk kurtulusa bayraktarlik yapacaktir… vesselam
adnanoktar demiş
Harun Yahya nın ekip çalışimasıymış.
Sen bunları ancak saf Müslümanlara yedirirsin..
adam çatır çatır Evangjelist kilisenin yazdıklarını Türkçeye çevirip yayınlıyor..
Var mı Kuran da Mehdi, Deccal?
İyi oku kitabı..
Tabi inandığı kitabı bilmeyenler Adnanın kucağına oturur..
OSMANLI demiş
bende bir hadis ve islam alimiyim.bukonuda bütün detaylı araştırmaları yaptım.hadis-i sahihler gösteriyor ki ADNAN OKTAR gerçekten beklenen MEHDİ.ben önümüzdeki 10 – 20 sene içerisinde türk islam birliğini kurup altın çağı yaşatacağına inanıyorum…
saliha demiş
bu adnan oktar din alimi değil bilim adamı da değil neci peki söyleyeyim ruh hastası darwin teorisi dünyada çürütülmüş durumda almış onlardan tercüme etmişsin derdin ne bilimsel çalışma nedir nasıl yapılır haberin de yok hep vitrinde durmaz bi mal azcık içeri çekil bilim dünyasında yerin olmadığı gibi canım kardeşim din dünyasında da yerin yok tövbe et yaptıklarından allahtan ümidini kesme yalancı mehdilerden biri olmak ancak sana allahın gazabını getirir güzel kardeşim insanlardan sana gelecek gidecek birşey bulmazsın etrafındaki uydum akıllılar birgün yanından ayrılacak allahla başbaşa kalacaksın aklı evvel kardeşim benden söylemesi
melis demiş
Nerde yazar anne babaya isyan edip onları terkedippde o insanın Allahu tealanın rızasına kavuştuğu..Mehdiymiş… yok ya… Kıyamet alametlerini bilmeden araşırmadan kendilerini hadis alimi fıkıh alimi diye tanıtan bu müslümanız diyen küfre dalmış insanların bilimin bb sinden haberleri yok alim olabilmek için 20 ana bilim dalına haiz olmak gereklii… Bu tüür isanların sözleri senet ve hüccet olur mu?? Evlatları anne babalarından koparan biri Haşa nasıl Mehdi olabilir?? Allahu teala hepimizin idrakini artırsın.. 73 fırkanın 72 sinin neden cehenneme gideceğini bu tür insanlara ve örgütlere bakınca daha da iyi anlayabilirzz..
OKTAR BABUNA BİR AMERİKAN CASUSUDUR !!!!! demiş
ARKADAŞLAR OKTAR BABUNA BİR AMERİKAN CASUSUDUR.
HASTAYIM DEDİ , İLİK NAKLİ GEREKİYOR DEDİ….HEPSİ YALANDI…
TÜRKİYEDEKİ İNSANLARIN KAN ÖRNEKLERİ TOPLADI AMERİKAYA YOLLADI…
SONUÇ MU ? SONUCU SİZ TAHMİN EDİN !!!
AMERİKA BU KAN ÖRNEKLERİYLE BİZLERİN DNA SINI SAPTAYACAK VE
TÜRKLERİ ORTADAN KALDIRACAK OLAN BİYOLOJİK SİLAHI GELİŞTİRECEKTİ.
BİR SAVAŞ OLMASI DURUMUNDA AMERİKA BİZİM ÜZERİMİZE BU BİYOLOJİK SİLAHI UÇAKLA BIRAKACAKTI. NİHAYETİNDE TOPLANAN BAZI KAN ÖRNEKLERİ AMERİKAYA ULAŞTI. ARTIK GERİSİNİ SİZ DÜŞÜNÜN.
BU AMERİKAN KAHPESİNİN YAPTIĞINI İYİ ANALİZ EDİN…. DEVLET BÜYÜKLERİMİZ UYUDU !! MEDYAMIZ İSE OKTAR BABUNAYA YARDIMCI OLDU… MEDYANIN İÇERİSİNDE YER ALAN İSRAİLLİ AJANLAR DA OKTAR BABUNAYA YARDIM ETTİ. ŞİMDİ BİZİM BİYOLOGLARA VE AJANLARA SESLENİYORUM…. ANANIZIN EMDİRDİĞİ SÜT BURNUNUZDAN GELECEK …. ŞAYET BOŞ DURURSANIZ HARAM OLSUN SİZLERE… SİZLERDE AYNEN AMERİKA VE İSRAİLİN YAPTIKLARINI YAPACAKSINIZ VE ONLARIN KAN ÖRNEKLERİNİ ELE GEÇİRİP BİR BİYOLOJİK SİLAH YAPACAKSINIZ. BUNA MECBURSUNUZ… BÜTÜN TÜRK BİYOLOGLARA DUYURULUR…. ŞEREFİNİZ NAMUSUNUZ İÇİN BUNU YAPMAK MECBURİYETİNDESİNİZ. BU AMERİKA VE İSRAİL KAHPELERİ FAZLA OLDU ARTIK…!!!
nuray yesilyurt demiş
Merhabalar,Adnan Oktar hocanin cok samimi olduguna bütün kalbimle inaniyorum.Ekip calismasini saf müslümanlara yedirirsin diye bir cümle sarf etmisler hoca icin,fakat birseyi unutmuslar Müslümanlar elhamdürillah hicte saf degiller.Bazilarinin Kalplerinde mühür Gözlerinde de perde olduklari icin gercekleri görmemekte israrci oluyorlar.Efendimiz (AS)Müslümanligi bu sekilde teblig etmistir,sahabeleriyle birlikte.Allah onlardan razi olsun.
mahmut demiş
yav ALLAH için doğru dürüst anlatsın şu adamı biri bana ANLAMAK İSTİYORUMMMMMMMMM!!!! HZ.MEHDİNİN ADI MUHAMMED BABASININ ADI ABDULLAH OLACAK DİYO HADİS KAFAM KARIŞTI. ANLAYAN BİRİ ANLATIRSA MEMNUN OLURUM.
Kadir.. demiş
SELAMUNALEYKÜM arkadaşlar..Kur`an Peygamber Efendimiz(s.a.v) indirilmiş bir kitaptır Adı üstünde Kur`an Türkçe bir lafzdır Kurgulamak Ve Anmak eyer aranızda Kur`an okuyan varsa bunu bilir fakat kimse bilmiyor.. ve surelerin son ayetlerinde Mehdi(a.s) a yönelik anlatımlar var tabi bunu yanlızca dinde derinleşmiş olanlar anlayabilir kafir,münafık yada fasıkların anlaması imkansız eleştrileri bırakın imanınızı biran önce gözden geçirin yoksa birgün evet tam o gün herşey sizler ve siz gibiler için geç olabilir… Din için uğraşanları rahat bırakın sizler müslüman değilmisiniz müzlüman müslümanı eleştirirmi asla dinde böyle bişey kötü birşeye intikal edebilir. ALLAH sevdiği kullarını yolundan ayırmasın..
Tunca Gönenli demiş
Ruh Hastası bu adam, Adnan Oktar bir
şarlatan ve din bezirganı.Hangi Dini bilgisi ile hocalık taslıyor. Alın bütün
müridlerini konuşturun, robot gibi aynı sözleri aynı cümleleri tekrar eden bir Müşrik. Esasında, ŞİRK içinde bir KÂFİR.
Finansal yapıyı DEvlet incelemeye alırsa,kökünü kazımak çok kolaydır. Geliri Ne..Gideri Ne…Nerden geliyor ?
Etrafındaki bukadar Kadın-Kızı kontrol
etmesi için despotik bir sistem kurması gerekir ki,O da zaten bunu yapmış. Bence DEVLET BU KÂFİR KONUSUNA EL ATMALI.
Harun Yahyalı demiş
Adnan denen bu kişi,ruhsal açıdan pataloji arzetmektedir.Nitekim
Bakırköy Hast.nden alınan raporlar da bunu resmen teyit etmekte.
Oktar Babuna’nın Lösemi Hastalığı esnasında,Vatandaşlardan toplanan kan örneklerinin, ABD ve İngiltere’ye satışı neticesinde
alınan meblağ,yanında, müridlerin tüm mal varlığı BAV na intikal
etmektedir.
Ancak maddî olayların yanında,en korkunç olay Topluluğa giren Kızların,tüm topluluk Erkekleri ve Adnan Oktar tarafından,Oral
Anal Sex objesi olarak kullanılmasıdır. Bu durumda ayrılmak isteyen mürîdler için ŞANTAJ konusu işletilmektedir. Bu konuda
Mahkemelerde yatgılanıp Hüküm de giymişlerdir.
T.C. Devleti bu kanser mikrobunu nasıl yok etmez ? Yok Bizler mi
Dağ Kanununu uygulayalım. Kan gövdeyi götürür yoksa.